Balinayı Öldürmek uzun yıllar önce tek kanallı dönemde yayınlanmış bir dizi olarak hatırlıyorum. Bir alana girip sıkışan balinayı kurtarmak isteyenler ile onu öldürmek için uğraşanların olduğu bir diziydi. Ve bu sırada yaşanan olayları anlatırdı. Nereden aklımıza geldi derseniz;
Ortalıkta dolaşan bilgilere göre başıboş köpeklerin toplatılması, sahiplendirilmeye çalışılması ve sahiplendirmeye yeni kıstasların getirilmesi, sahiplenilmeyenlerin öldürülmesi gibi pek çok yeni yaptırım gündemde. Konu gündeme gelir gelmez ortalık karıştı. Kurumsal ve kişisel açıklamalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Böyle bir konu neden şimdi gündeme geldi orası hakkında biraz spekülasyon yapabiliriz. Öncelikle ekonomi. Sığınmacılar, göç, dış politikada sorunlar ve yerel seçimlerde olan biten, Anayasa değişikliği, rezerv alan yasasını sayabiliriz. İşin nereye varacağını kestirmek zor. Köpekleri öldürmek isteyenler ile korumak isteyenlerin karşı karşıya gelmesi muhtemel olaylardan. Bir fikrimiz elbette var ancak kanunu Türkiye Büyük Millet Meclis’ine getireceklere yazının sonunda ufak bir hatırlatma yapalım.
Çözüm için neden bu kadar beklendi sorusunun cevabı ortada olarak kısaca bahsettiklerimizden sonra biz bu kanunla enerjimiz harcarken acaba başka bir durum mu var vehametine kapılınca biraz araştıralım istedik. Ve bingo Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)
İşi biraz baştan alalım. “Beş yıl Çevre Bakanlığı yapan İklim Kanunu’nun mimarı Murat Kurum, Meclise getirecekleri “İklim Kanunu’nu (Anayasa) ile güvence altına alacaklarını” açıklamıştı. Nasıl bir kanun çıkaracaklar ki (Anayasa) ile güvence altına almaları gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) Teslim Etmek İçin Alt Yapıyı Hazırlamak…
24 Mayıs 2024’de ülkelerin sağlık sistemini DSÖ’ye devretmelerini istiyorlar. Devretmeyecek olanların bunu önceden bildirmesi gerekiyor. Türkiye böyle bir bildirimde bulunmadı ve DSÖ’ye İstanbul’da ofis açıp, geniş yetkiler veren hükümetin karşı çıkmak gibi bir açıklaması yok. DSÖ’ye devredilecek haklar ve sınırsız yetkiler için Anayasa’yı uygun hale getirmeleri gerekiyor.
İklim Kanunu ile bağlantılı: “İklim Mültecileri” diye yeni bir mülteci sorunu var ufukta dünyanın pek çok fakir ülkesinden, büyük mülteci akınları olacağını İklim dolandırıcıları şimdiden söylüyor.(1) Dahası varda burada keselim. Yukarıda bir ikisinden bahsettiğimiz konuları tartışan var mı? Önemsiz mi? Gözden kaçırdığımız bir şey mi var? Bunlara komplo teorisi de diyebilirsiniz neler oluyor ya hu da! Belki de biz biraz fazla endişe ediyoruz. İlginç bir şekilde bu konuda hiçbir açıklama gözümüze çarpmadı.
Şimdi sokak köpekleri ile olan mevzuya dönelim.
İstanbul’un köpekleri 1910 yılında Hayırsızada’ya sürülüp ölüme terk edildikten sonra Osmanlı’nın iflah olmadığı söylenir. 80 bin köpek bu adada açlık ve susuzluktan ölmüş. Halk, bu katliamın üstlerine büyük bir lanet bıraktığına inanmış. Ve o lanetin 1912 yılındaki büyük depremle geldiğini ve bunun binlerce köpeğin çığlığı olduğu düşünülmüş. Arkasından önce Balkan sonra da Dünya savaşı bozgunlarında hep o canlıların ahı tuttu denmiş. Kısaca hatırlatalım istedik.
Son söz; Akıllı olmak birinci şarttır. Akıllı olmadan, ülkemizi çok sevsek de hiçbir faydamız olmayacağını bütün vatanseverlere ithaf ediyorum” diyor Mahir Kaynak.
KÖPEK MESELESİ GERÇEKTEN ÇÖZÜLMEK İSTENİYORSA GÜNDEM DEĞİŞTİRME ARACI OLMAMASI GEREKİR GÜNDEN EKONOMİ AÇLIK FAKİRLİK DEVLET RİCALİNİN SAVURGANLIĞI ..KÖPEKLERİ ÇİNE SATSINLAR ANGUS İTHAL EDİP KARABAŞ İHRAÇ EDEBİLİRİZ..ÇİNLİLERİN CANLI OLARAK YAKMAMASI ŞARTI İLE …