
İnsanın fikir dünyası, hayatının en taze, en arayış dolu yıllarında atılan sağlam temeller üzerinde yükselir. Kişiliği şekillendiren, yol haritasını çizen ve hayatın fırtınalarına karşı dimdik durmasını sağlayan değerler, işte o ilk gençlik yıllarında kök salar. Benim hayatımda vatan, millet ve bayrak sevgisinin sarsılmaz bir hayat felsefesine dönüşmesi de bu topraklara adanmış müstesna bir çatının altında gerçekleşti: Ülkü Ocakları. Bugün geriye dönüp baktığımda, Ülkü Ocakları ikliminde yetişmiş ve o fikri disiplinle harmanlanmış olmanın haklı gururunu yüreğimde derin bir hisle taşıyorum.
Zaman zaman sığ değerlendirmelerle ya da ön yargılarla “Kimdir bu Ülkücüler, nedir bu Ülkücü Hareket?” diye soranlar oluyor. Bu soruya verilecek cevabımız nettir, kavidir ve tarihin tanıklığıyla sabittir:
Ülkücü Hareket, her şeyden önce vatan sevgisini ömrüne bayrak yapanların adresidir. Vatanı sadece sınırları çizili bir kara parçası değil; ecdadın emaneti, şühedanın mirası ve mukaddes bir namus olarak görenlerin yürüyüşüdür. Pek çok kurum insanlara teknik bilgi verebilir veya mesleki yol açabilir. Ancak bir insana doğduğu toprağı karşılıksız sevmeyi, milletinin kaderini kendi kişisel istikbalinin önüne koyabilmeyi öğretmek bambaşka bir ruh bağıdır. Ülkü Ocakları benim için tam anlamıyla böyle bir şahsiyet mektebi oldu.
Bu hareket, “Türk milleti sen çok yaşa” diyen inançlı yüreklerin sesidir. Türkçülük şuurunu, köklerimizden beslenen derin tarihi bilinci ve ecdada duyulan hürmeti ben o ocağın manevi atmosferinde tanıdım. Bize öğretilen Türkçülük; kuru bir cihangirlik sevdası değil; ahlakı, disiplini, ilmi ve milli bilinci merkeze alan bir duruştu. Birlikte çay içip memleket meselelerini dert edindiğimiz, satır satır tarih okuduğumuz, kardeşliği paylaştığımız o demler, omurgamızı oluşturan en sağlam tuğlalar oldu.
Aynı zamanda Ülkücü Hareket, ahlak, disiplin ve duruş abidesidir. Rüzgara göre yön değiştirenlerin değil; zarafet ile cesareti, ilim ile fedakârlığı aynı potada eritenlerin çelikten omurgasıdır. Sadece geçmişin mirasıyla yetinmeyen; fikri derinliği ve milli şuurculuğuyla geleceğin güçlü Türkiye’sini ve Türk Dünyası’nı inşa etme sevdasına düşmüş köklü bir çınardır.
Kısacası Ülkücü Hareket; “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” anlayışını bir hayat düsturu edinen, bayrak lekelenmesin, devlet ebed-müddet yaşasın diye gövdesini siper eden fedakâr bir iradenin adıdır.
Bizi biz yapan, kimliğimizi çelikleştiren ve hayatın hangi alanında olursak olalım başımız dik yürümemizi sağlayan bu milli şuur, dün olduğu gibi bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Vatan sevgisini bir yaşam biçimine dönüştüren, Türkçülük şuurunu benliğimize nakşeden bu köklü ocakta yetişmiş olmak; her adımıma yön veren ve ömrüm boyunca gururla taşıyacağım en kıymetli nişanemdir.