
Siyasette bazen öyle anlar gelir ki, makamın, partinin, koltuğun hiçbir anlamı kalmaz. O anlarda insan, yalnızca vicdanıyla baş başa kalır. İşte Özlem Çerçioğlu’nun Kuşadası’ndaki imar yolsuzluğuna karşı gösterdiği tepki ve ardından gelen istifa kararı, böyle bir anın ürünüydü.
Çerçioğlu’nun bu istifası, yalnızca bir partiden ayrılış değil, halk için yükseltilmiş onurlu bir çığlıktır. Çünkü yıllardır Kuşadası’nın doğası, denizi, geçmişi, rant uğruna parça parça edilmekteydi. Ve herkesin bildiği bu gerçeğe karşı pek az kişi sesini yükseltebildi. O, işte o sessizliği yıktı.
Evet, kolay değildi. Partisinden ayrılmak, yıllarca omuz omuza yürüdüğü insanlara sırt çevirmek demekti. Ama Çerçioğlu biliyordu ki, göz göre göre yapılan haksızlığa sessiz kalmak, koltuğa sıkı sıkıya sarılmak, halkına ihanet etmek olurdu. O, ihaneti değil, yalnızlığı seçti.
Bugün belki siyaset sahnesinde yalnız görünebilir. Ama aslında o yalnız değil. Çünkü halk, içtenliği ve samimiyeti kalbinin en derininde hisseder. Özlem Çerçioğlu, Kuşadası’nın ranta teslim edilmesine “dur” diyerek aslında bütün bir kente sahip çıkmıştır.
İstifası, bir kaybediş değil, aksine büyük bir kazanımdır. Onuru paraya, çıkarı vicdana tercih etmeyen bir siyasetçi hâlâ var diyebilmenin gururudur bu. O yüzden Çerçioğlu’nun istifası, siyasetin kirli sayfaları arasına sıkışıp kalmayacak; aksine, temiz ve onurlu bir mücadele olarak tarihe geçecektir.
Bugün bir kadının, bir siyasetçinin, bir yüreğin tek başına gösterdiği bu cesaret, yarın çoklarının umudu olacak. Çünkü halk bilir: Susmayanların sesi, eninde sonunda geleceği aydınlatır.