
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik hamlelerine karşı ülkeler peş peşe açıklamalar yaptı. Kınamalar geldi, hava sahaları kapatıldı, üsler kullandırılmadı. Uluslararası hukuk bir anda hatırlandı. Egemenlik, insan hakları, barış… Hepsi bir anda en yüksek sesle savunulmaya başlandı.
Peki aynı dünya, yıllardır Filistin’de ne yapıyor?
Gazze’de çocuklar ölürken…
Şehirler yerle bir edilirken…
Milyonlarca insan açlığa ve çaresizliğe mahkûm edilirken…
Aynı ülkeler nerede?
Aynı “insan hakları savunucuları” neden suskun?
Bu artık bir çifte standart meselesi değil.
Bu, açık bir vicdan çöküşüdür.
Bugün İran söz konusu olduğunda uluslararası hukuk hatırlanıyor ama Filistin söz konusu olduğunda aynı hukuk adeta yok sayılıyor. Çünkü mesele hukuk değil…
Mesele çıkar. Mesele güç. Mesele petrol.
Ortadoğu’nun yer altı zenginlikleri, petrol hatları, enerji yolları… Bunlar söz konusu olduğunda dünya anında harekete geçiyor. Tepkiler büyüyor, açıklamalar sertleşiyor, diplomasi hızlanıyor. Çünkü orada çıkar var.
Ama Filistin’de ne var?
Petrol yok…
Küresel güç dengelerini sarsacak ekonomik bir kart yok…
O yüzden orada akan kan, çoğu zaman sadece izleniyor.
İşte bu yüzden bazı ölümler sessiz, bazıları gürültülü.
Bazı acılar “haber”, bazıları ise sadece istatistik.
Ama bu karanlık tabloda bir gerçek var ki göz ardı edilemez:
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu sessizliğe hiçbir zaman ortak olmadı.
İlk günden bu yana Filistin meselesinde en net, en yüksek ve en kararlı seslerden biri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan oldu ve olmayada devam ediyor . Uluslararası platformlarda, zirvelerde, Birleşmiş Milletler kürsüsünde defalarca Filistin’in hakkını savundu.
“Dünya beşten büyüktür” diyerek sadece sistemi değil, bu adaletsiz düzeni de hedef aldı.
Gazze’de yaşananları açıkça “zulüm” olarak tanımlayan, İsrail politikalarını en sert şekilde eleştiren nadir liderlerden biri oldu. Sadece sözle değil, diplomatik ve insani yardımlarla da Filistin’in yanında durdu.
Ve belki de bu yüzden rahatsız etti…
Çünkü doğruyu söylemek, bu düzende her zaman konforlu değildir.
Bugün bazıları konuşuyorsa, bu çıkar içindir.
Ama Türkiye konuşuyorsa, bu vicdandandır.
Şimdi sorulması gereken soru şudur:
Adalet gerçekten evrensel mi, yoksa petrolün olduğu yerde mi başlıyor?
Eğer adalet coğrafyaya göre değişiyorsa, bu artık adalet değildir.
Eğer insan hakları çıkarla ölçülüyorsa, bu artık insanlık değildir.
Sonuç olarak; dünya bugün sadece bir savaşın değil, kendi samimiyetinin de ortasında duruyor.
Ve ne yazık ki görüyoruz ki…
Bazıları için hukuk bir araç, vicdan ise sadece bir kelimeden ibaret.