Pandemi halen sinsice devam ediyor ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş durumda. Ayrıca uluslararası şirketlerin daha fazla kazanç elde etme uğruna insanlara yedirdiği kanserojen gıdaların sonucunda yine her yıl milyonlarca insan kanser illetinden yaşamını yitiriyor. Açlık, sağlıksız beslenme, sigara, temiz su kaynağının olmaması gibi nedenleri de eklersek bu sayılar çok yükseliyor.
Dünyada görülen o kadar çok ölümcül hastalığın yanında bu yazımızda size farklı bir hastalıktan söz edeceğiz; Megalomani.
Megaloman Fransızca kökenli olan ve Türkçede uzun bir dönemdir sıkça kullanılan kelimelerden biridir. TDK’ya bakıldığında ise sözcük anlamı “Kendini çok büyük gören kimse” şeklinde yer aldığı görülüyor. Aynı zamanda kendini beğenmiş ya da kendini başkalarından üstün gören kişi anlamlarında da kullanılmaktadır.
Megalomani ise megaloman hastalığına yakalanmış olan kişiler için söylenmektedir. Bu durum o kişinin hayatını etkilemeye başlamış ve bunu kendine yaşam felsefesi haline getirmiş olan kişiler için dile getirilmektedir. Diğer bir tabirle “Büyüklük hastalığı” şeklinde yorumlanmaktadır. Megalomani, başka bir deyişle kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Derin bir ruhsal sorunun belirtisidir. Megalomani, kendi başına bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı etkileri olan bir psikolojik durumdur.
Farkında olmadan büyüklük hezeyanı içine düşen kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlar oluşur.
Bu hastalığa sahip kişiler, aşırı davranışlarıyla insanlar tarafından hemen farkedilir. Özel çaba göstermelerine gerek yoktur. Megaloman kişilere hayatımızın her alanında rastlamamız mümkün; gerek iş yaşantısında, gerek sosyal yaşantımızda, gerekse bizi yönetenler arasında bu tip kişilerle oldukça sık karşılaşırız. Kendini beğenmiş, kendini her şeyden büyük gören, sürekli kendisini övme gibi belirtileri olan bir hastalık olarak isimlendirebiliriz. Başka bir deyişle aşağılık kompleksine sahip kişilerde daha çok görülür diyebiliriz.
Megaloman insan, kendisinden daha üstün gördüğü bir kişinin yanında asla bulunmak istemez. Bu durum, onun aşağılık kompleksini iyot gibi ortaya çıkarır. Kibirli, kendini beğenmiş, burnundan kıl aldırmayan megaloman insanlar dünyaya at gözlüğüyle bakar, dar görüşlü kişilik özellikleri taşır. Sabit fikirleri ve doğruluğuna inandığı düşünceleri inanılmaz şekilde savunur ve karşısındakini de bu safsatalara inandırmak ister.
Ayrıca bu kişiler, narsistik kişilik yapısında olurlar. Çok yaman bir derttir bu hastalık. Özellikle seçimle göreve gelen Belediye Başkanlarının büyük çoğunluğu hemen olmasa da zamanla bu hastalığın pençesine düşer. Hastalığın ilginç tarafı, hastalığa yakalandığını ne Belediye Başkanı bilir ne de yakın çevresi. Hatta yakın çevresi sürekli bu kişilere gaz pompalayarak hastalığın pençesine düşmelerini hızlandırır.
Mesela, partisi onu atama ile Belediye Başkanı adayı yapıp seçimi kazanıncaya kadar, İl Başkanına ve diğer partililere saygıda kusur etmez. Başkanım siz bir tanesiniz, Başkanım emredin, diye etrafında pervane olur.
Ne zaman ki mazbatayı alıp koltuğuna oturur, işte o anda hastalığın pençesine düşer. Etrafını yalaka insanlar sarınca Belediye Başkanı, kendisini bir şey sanmaya başlar ve önce içinden, sonra da yüksek sesle söylenmeye başlar;
“Kardeşim, parti de neymiş! Seçimi ben kazandım. Ben aday olmasaydım nah kazanırdınız.” Günler aylar geçtikçe, Belediye Başkanı gücün esiri olmaya başlar ve ne partisini ne de İl Başkanını, ne de orada olmasını sağlayan seçmenini beğenir.
Ayrıca Belediye Başkanı, hastalığa kapılıp havalanınca partisini unutur gider. İşte o andan itibaren sapıtmaya ve saçmalamaya başlar.
Bu kişilere şunu söylerseniz, apışıp kalırlar;
“Sen kendi adın ve gücünle mi seçildin? Tamam, o zaman bir dahaki seçimde sen bağımsız aday ol ve seçim kazan!”
Hastalığa yakalanmış tüm Belediye Başkanlarına diyeceğimiz şudur;
“Sizler bokunuzda boncuk olduğu için seçilmediniz. Partiniz sizi aday gösterdi, ittifaklar sebebiyle başka partilerden de sizlere oy verildi. Sizler sadece Belediye Başkanısınız. İşinizi namusunuzla yapın, sizi seçen, seçmeyen tüm halkınıza eşit şekilde hizmet edin. Sizi seçen seçmene de saygı gösterin, bu dünyada kimse vazgeçilmez değildir.”
” Kendine hayran olanlara, kimse hayran olmaz.” (Konfüçyüs)