
Siyasette rakip ne karşı cephedeki siyasi partidir ne de seçim meydanlarında verilen mücadelelerdir. Siyasetçinin en büyük düşmanı kendi içinde büyüttüğü kibiridir.
Kendini ulaşılmaz gören, eleştiriye tahammül edemeyen, herkese üst perdeden konuşan, bulunduğu makamı kişisel bir üstünlük aracı olarak kullanan siyasetçiler aslında kendi sonlarını hazırlamaktadır. Çünkü halk, kendisine tepeden bakılmasını affetmez.
Oysa siyasetin özü çok farklıdır. Siyaset; hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı ve alçak gönüllülüğü sever. Halkın beklentisi de budur. İnsanlar kusursuz siyasetçi aramaz; samimi, dürüst ve kendileriyle aynı duyguları paylaşabilen yöneticiler görmek ister.
İnsanları kandırmak, verilen sözleri unutmak veya günü kurtarmaya yönelik siyaset yapmak belki birkaç saatlik bir iştir. Ancak kaybedilen güveni yeniden kazanmak bazen yıllar sürer. Güven, siyasetin en değerli sermayesidir. Bir kez kaybedildiğinde yerine koymak kolay değildir.
Ancak bunun tam tersini yapan, halkla bağını koruyan ve siyasetini tevazu üzerine kuran başarılı örnekler de vardır. Aydın siyasetinde bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, dört dönemdir Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdüren Özlem Çerçioğlu’dur. Siyasi görüşü ne olursa olsun, üst üste seçim kazanabilmesinin altında yatan en önemli nedenlerden biri vatandaşla kurduğu güçlü gönül bağıdır. Burada siyaset yapan herkesin dönüp bakması gereken en önemli örnektir. Bir siyasetçinin yıllarca seçmenin karşısına çıkıp her seçimden başarıyla ayrılabilmesi sıradan bir durum değildir. Siyaset yapan herkesin şu soruyu sorması gerekir: Bir siyasetçi bu kadar uzun yıllar halkın desteğini nasıl koruyabiliyor?
Yine Aydın siyasetinde geçmişte görev yapmış Ahmet Rıza Acar, Mehmet Erdem, Ahmet Ertürk ,Abdurrahman Öz ve Rıza Posacı gibi isimlerin de toplumda önemli karşılıkları olmuştur. Bu isimlerin ortak noktası, halkla kurdukları samimi ilişki ve vatandaşın içinde olmalarıdır. Bu isimlerin vatandaşla nasıl bir gönül bağı kurduklarına bakmak gerekir. Çünkü siyaset sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkıp oy istemek değildir. Siyaset, vatandaşın düğününde, cenazesinde, sevincinde ve sıkıntısında yanında olabilmektir.
Bugün siyasette yükselmek isteyenlerin önce bu isimleri incelemesi gerekir. Halkla nasıl iletişim kurduklarını, insanlara nasıl dokunduklarını, hangi davranışlarıyla vatandaşın gönlünde yer edindiklerini araştırmaları gerekir. Çünkü siyasetin gerçek okulu sokaktır; makam odaları değil.
Siyasette hata yapmak mümkündür. Hiç kimse kusursuz değildir. Ancak asıl önemli olan, yapılan hatalarla yüzleşebilmek ve sorumluluk alabilmektir. Yapamıyorsanız, başaramadıysanız ya da beklentileri karşılayamadıysanız bunun da bir onuru vardır.
Siyasetçi, ayrılma zamanı geldiğinde bahanelerin arkasına saklanmamalıdır. Çıkıp mertçe konuşabilmeli, şapkasını önüne koyup nerede hata yaptığını anlatabilmeli ve halka karşı sorumluluğunu yerine getirebilmelidir. Çünkü dürüst bir veda, başarısızlığı gizlemeye çalışmaktan çok daha değerlidir.
Unutulmamalıdır ki siyaset, koltuk sahibi olma sanatı değil; gönüllerde yer edinme sanatıdır. Makamlar geçicidir, unvanlar geçicidir, alkışlar geçicidir. Kalıcı olan ise insanların hafızasında bıraktığınız izdir.
Bugün gücüne güvenerek insanları küçümseyenler, yarın o insanların karşısına çıkmakta zorlanabilir. Ancak makamı ne olursa olsun tevazusunu koruyanlar, görevleri sona erse bile saygıyla anılmaya devam eder.
Çünkü siyasette gerçek büyüklük, yüksek makamlarda oturmak değil; o makamlardan ayrıldıktan sonra da insanların gönlünde kalabilmektir. Kibirle yükselenler bir gün yalnızlaşır. Tevazuyla yürüyenler ise makamlarını kaybetseler bile halkın gönlünde yaşamaya devam ederler.