Seçim sürecinde zaman hızla akıp gidiyor. Mart sonundaki yerel seçimler hem yerel yöneticileri belirleyecek, hem de iktidarın kötü ekonomik politikalarının geleceğine ışık tutacak. Ekonominin dibe vurduğu, bir avuç mutlu azınlık hariç, başta emekliler olmak üzere herkesin durumunun kötüleştiği bir ortamda seçim nasıl sonuçlanacak, göreceğiz. İnsanlar, ya bu kötü gidişe dur diyecek, ya da açlık sınırının altındaki yaşamlarına şimdiye kadar olduğu gibi şükredecek.
Mevcut durum böyle ama, siyasi arena öyle ilginç kişiliklerin sergilendiği bir yerdir ki, gün geçmeye görsün yeni kişilikle karşılaşmayalım, gün geçmesin ki uygulanan politikalar karşısında şaşkınlık geçirmeyelim. Şimdi bir durum tespiti yapalım. Teşbih’te hata olursa affola.
Biraz mizah yapalım.
Don Kişot, İspanyol şair ve romancı Miguel de Cervantes’in kendi dilinde yazdığı roman ve bu romandaki asıl şahsiyetin adıdır. Don Kişot, sürekli şövalye hikayeleri okumaktan kafası karışmış, okuduğu hikayelerin hepsinin doğru olduğuna inanan ihtiyar bir aristokrattır. Rosinante adında bir atı vardır. Sancho Panza ise sadık uşağıdır. Don Kişot okuduğu kitapların etkisine girip etrafındaki insanlara umarsızca şövalyelik taslarken, çevresindekiler onun çıldırdığını düşünmektedir. Bir de hayalinde canlandırdığı ve serüvenlerinde beraber olduğunu sandığı sevgilisi vardır. Sözde vatanını ve vatanında yaşayan insanları çok sevmektedir. Bu sevgisini göstermek ve insanları kötülüklerden korumak için atı ve uşağı ile birlikte yola çıkarlar. Don Kişot bu amaç ile mazlumları korur, düşmanlara göz açtırmaz, ama her seferinde atından yere düşer.
Kıssadan hisse, buyurun sıra sizde. Çevrenize şöyle bir bakın. Kendini üstün kaliteli, eşi bulunmaz Hint Kumaşı gören siyasetçileri gözünüzün önüne getirin. Bakın, kaç tanesi Don Kişot gibi vatanını sever görünen, insanlara sözde yardım etmek isteyen, hatta insanları en çok kendisinin sevdiğini söyleyen tiptedir. Görünüşte öyle ama, ya gerçekler? Ne yazık ki gerçekler sizin tahmin ettiğinizden daha acımasız.
Hadi şimdi bir örnek verelim.
Adam belediye başkanlığına aday oluyor. Kendisinden önceki belediye başkanını yakınlarını işe aldığı için acımasızca eleştiriyor. Onun malvarlığı konusunu dile getirip efeleniyor, açıklama istiyor, kendisinin cam gibi şeffaf olduğundan dem vuruyor. Kendisinin en dürüst kişi olduğunu, halka ve halkın değerlerine sahip çıkacağı üzerine söz veriyor. Seçim kampanyası başarılı olunca bu aday belediye başkanı oluyor. İlk yaptığı iş akrabalarını hemen işe almak oluyor. Zaman içinde adeta gelen gideni aratıyor. Halkla birlikte belediyeyi yönetecekken, halka rağmen bir yönetim anlayışını gösteriyor. Şimdi kendisine mal varlığı sorulunca dut yemiş bülbül gibi oluyor. Yolsuzluk ve rüşvet söylentileri kulaktan kulağa yayılıyor, ardı arkası kesilmiyor. Sanki küçük dağları kendisi yaratmış gibi herkesi küçük görüyor.
Bize göre siyasette yukarıda yazdığımız örnekte olduğu gibi Don Kişotlar çok fazla. Nedense koltuk tatlı geliyor, verilen sözler anında unutulup gidiyor, olan hep garip halka oluyor. Aslında onlar da suçlu, kendisine verilen sözlerin takipçisi olmuyor, unutup gidiyor. Ondan dobra kahvede oturup durumuna ağıtlar yakıyor.
“İkiyüzlülük, sadece sahibi tarafından görülemez.” (Richard Wilkins)