Değerli okur,
Cumhuriyetimizin ilanının yüzüncü yılını büyük bir mutlulukla, gururla, sevinçle kutladık. Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyetimiz ilanından bugüne kadar pek çok badireler atlattı. Hiç kolay geçmeyen bir yüz yıl. Yaşımız gereği 50 yılı hayal meyal, 75 yılı çok iyi, yüzüncü yılı hiç aklımızdan çıkmayacak şekilde kutladık.
Yüz yıllık sürede yaşayıp hatırladıklarımızın yanına bir de bildiklerimizi eklersek bunun ne kadar zor bir süreç olduğu sanırım anlatmaya gerek yok! Atatürk ve Cumhuriyeti kelimeler ile ifade etmek zor. Benim yazımda almak istediği bir husus Prof Ahmet Kasım Han sosyal medya hesabından paylaştı. Bu paylaşımının tamamının altına imza atıyorum.
Paylaşım şöyle; ” Tane tane yazayım…
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet “bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.
Bugün 100. Yıldönümünü kutladığımız laik Cumhuriyet, Ulu Önder ve ebedi Başkumandan’ın liderliğinde başlattığı devrimlerle, siyaset ve hukuk bakımından edilgen kulları, eşit ve egemen vatandaşlara dönüştürerek; medeniyet ülküsünün bir parçası haline getirmiştir. Bugün bu ülkenin kaderini belirleyen; herhangi bir makamda oturmuş, oturan kim varsa, bu makamları, eğitim seferberliğiyle, 1924’de yüzde 2 – 3 olan okuma yazma oranını 10 yılda 12 kat artıran, sosyal sınıflar arası geçişkenliği mümkün kılan, Atatürk Cumhuriyetine borçludur.
İslamköy’den çoban Süleyman (Demirel); Dumankaya köyünden İstanbul’a göçen kıyı kaptanı Ahmet’in oğlu Recep Tayyip (Erdoğan), günü geldiğinde Cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün makamına oturdularsa, bu Atatürk Cumhuriyet’inin başarısıdır.
O Cumhuriyet sayesindedir.
O’na borcumuzdur.
Ne mutlu borcunun kıymetini bilen, minnetini şerefle taşıyanlara!
Ne mutlu bizlere, milletimize!
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Vatan…!
Etrafımızda olup bitene bakınca Atatürk’ümüzün kurduğu Cumhuriyetimize daha sıkı sahip çıkmak zorundayız. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Türkiye Cumhuriyeti halkının ve Türk Milletinin Atatürk ve Cumhuriyet ile arasında kimsenin tahmin edemediği kadar sağlam bir bağ var. İncelebilir, gerilebilir ancak kopmayacak kadar kuvvetli bir bağ. Bir filmde vardı ya” Kulelerdeki odun yığınları ateşe verilince Umut ateş aldı diye bir replik. Bizimkisi de o hesap. Atatürk’ümüzün dediği gibi “ Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiç kaybetmedim.
Enseyi karartmayalım. Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına kendi yurdumuzda, kendi bayrağımızla kutlayıp girdik. Mutluyuz. Gururluyuz.
Atatürk’ümüz Cumhuriyetimizin onuncu yıl nutkunu “Türk milleti! Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk’üm diyene” diye bitirmişti. Bir memleketi, bir milleti yoktan var eden bir lider ülkesinin insanları için daha güzel ne söyle bilir! Minnettarım Atam. Bizler için yaptığın ve bizlere bıraktıkların için.
Bu vesile ile Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolda kan, ter, gözyaşı dökmüş başta büyük önderimiz Atatürk ve silah arkadaşları, şehitlerimize, gazilerimize cumhuriyetimizin bir adım daha ileri gitmesi için çalışan herkese sevgi, saygı ve minnetle.
Sonsuza kadar var ol Türkiye Cumhuriyeti