Bizim dilimiz oldukça zengindir. Özellikle deyimler konusunda bu zenginlik kendini iyice belli eder. İşte güzel dilimizde sıkça kullanılan ve her yörede farklı bir öyküsü olan “Vurun Abalıya” deyimi oldukça sık kullanılır.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Vurun Abalıya” sözünün anlamı için şöyle yazar: “Bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, sessiz, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi.
Aslında bu deyim sadece bizde değil, dünyanın birçok Ülkesinde kendisini farklı şekilde göstermektedir. Her zaman her şartta abalı dediğimiz halkın fakir kesimi yükü çeker, zenginler hep rahat şekilde yaşar.
Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal iktidar olduğu dönemdeki bir konuşmasında, “Ben zengini severim” demişti. Aslında burada söz ettiği zengin, bizim sanayici dediğimiz girişimci kişiler olsa da halk düz mantık yürüterek işi çok parası olana bağladı. Türk insanı güce ve güçlü olana saygı duyar ve buna bağlı olarak davranışlar geliştirir.
Genel olarak ve tarih boyunca hakkın hukukun her zaman güçlünün yanında yer aldığını biliyoruz. Nasrettin Hoca’nın, “Ye kürküm ye” öyküsünde olduğu gibi. Buna karşılık giydiği aba ile temsil olunan yoksul halk yığınlarının her yerde ve her zaman haksız addedilip vurulmaya, dövülmeye, hatta linç edilmeye müstehak görülmelerini iğneleyen halk deyişi olarak tam yerinde bir deyimdir.
2021 yazından beri döviz artışı ile başlayan enflasyonist süreç ülkemizde hala devam ediyor. Buna bağlı olarak zaten bozuk olan ülkemizin gelir dağılımı öyle bozuldu ki, dağılım diye bir şey kalmadı. Toplumun çok küçük bir kesimi neredeyse ülke gelirinin tamamına yakınını elde etmeye başladı. Geriye kalan büyük halk yığınları ise adeta açlık ile sınanır oldu.
Rahmetli Özal döneminde orta direk diye tanımlanan bir kesim vardı. Ama artık öyle bir gelir grubu kalmadı. Ülke, mutlu azınlığı temsil eden zenginler ile açlık sınırı altında yaşayan fakirlerin çoğunlukta olduğu bir yere dönüştü. Halk savaş dönemlerinde olduğu kadar fakirleşti.
Eskiden en düşük emekli maaşı alan grup %15 düzeyinde iken şimdilerde %65 düzeyine çıktı. Asgari ücret düzeyinde maaş alanların sayısı akıl almaz boyutta arttı. Genç işsizlik tavan yaptı. Maaşlı çalışanların ev alma olasılığı neredeyse kalmadı. Enflasyon ile alım gücü düştü, insanların yaşam standardı geriledi. Devlet gelir vergisi olarak değil, gelirine bakılmaksızın herkesten eşit alınan KDV gibi dolaylı vergileri artırarak her zaman olduğu gibi alt gelir grubunu daha da fakirleştirdi, deyim yerinde ise sürekli abalıya vuruldu.
Ekonomi açık mı verdi? Artırın vergileri, vurun abalıya. Deprem, sel, yangın gibi bir felaket mi oldu? Salın vergileri, vurun abalıya. Dışarıdan göçmenler mi geldi? Koyun yeni vergileri, vurun abalıya. Sarayların harcaması için para mı gerekiyor? Artırın KDV’yi, vurun abalıya. Artık abalının sırtında vuracak yer, cebinde alınacak parası kalmadı. Abalı artık açlık ile sınanır oldu. Abalı artık sosyal adalet ve eşitlik istiyor. Her durumda sırtına vurulmasını istemiyor.
Biz ülke olarak gerçekten Anayasada yazdığı gibi, “Sosyal Hukuk Devleti” isek artık abalının sırtına vurmaktan vaz geçmeli, yalnız halkı düşünmeliyiz.
“Doğruluk insanın kalbinin en gerçek anlatımıdır.” (Konfüçyüs)